TAHRİBAT YARAT GENÇ KAL!

Dermatolog Dr. Betül Şengör’ü diğer meslektaşlarından ayıran en büyük özelliği yeni fikirler üreten ve tüm fikirlerini kendinde deneyen, gözlemleyen ve sonrasında da paylaşan bir doktor olması.  Onunla sohbet ederken yeni bir şeyler öğrenmeniz garanti. Şengör’ün son keşfi, cildin yaşlanmaması için kontrollü ve düzenli tahribat yaratmak gerektiği hakkında….

‘Yıllardır biz kadınlar yüzümüze naif hareketlerle krem süreriz, oysa erkekler gayet sert davranırlar ciltlerine malum tıraş da olurlar. Erkek ve kadın cildi cinsiyet hormonlarının etkisiyle ve genetik diğer özellikleri dolayısıyla anatomik ve fizyolojik açılardan birbirinden elbette farklı. Bu nedenle ihtiyaçları da farklıdır. Ancak erkek ve kadın yüzlerinin birbirleri ile mukayese edildikleri zaman bazı avantajların erkeklerde olduğu aşikardır.

Özellikle 40’lı yaşlardan sonra kadınların yüz ovali dediğimiz çene hattında yumuşama başlamakta, boyunda gevşeme ve çizgilenmeler ile, hafif bir gıdı ortaya çıkmaktadır. Dudak kenarlarındaki ciltte dalgalı bir görünüm ve gevşeme, yine dudak çevresinde ince çizgilenmeler (sigara içsin veya içmesin) belirmektedir.

Oysa aynı yaşlardaki erkeklerin cildi daha sıkı, dudak üstü daha pürüzsüzdür; yüz ovali daha keskin ve kilo alıp vermeyen biri ise henüz boyunda gevşeklik ve gıdı sorunları da çoğunlukla yoktur.

Erkeklerdeki bu avantajlar sadece genetik özelliklerine ve cinsiyet hormonlarına bağlanamaz onlar da 45-50 yaşlarından sonra çevresel etkiler ve fiziksel koşullarla beraber hormon düzeylerinde değişim yaşarlar (tıpkı biz kadınlarda olduğu gibi).

Testosteron ve benzeri diğer androjen hormonlar, başka hormonların (östrojen, insülin, leptin) etkisi altında kalmaya başlar ve etkileri azalır ve erkek cildi de avantajını kaybeder. Erkekleri yaşlandıran yegane sorun fazla kilo almak ve göbek çevresinin kalınlaşmasıyla ortaya çıkan insülin direnci yani cildin şekerlenmesi dediğimiz glikasyondur.

Gerçi günümüz şehir yaşamına adapte olmuş spora önem veren dolayısıyla yeme içmesine dikkat eden erkeklerde, insülin ve leptin gibi cildi yumuşatarak yaşlandıran hormonlar çok da olumsuz etkilemez.

Gelelim biz kadınlara… Ben cildin bilinçli ve kontrollü olarak uyarılması gerektiğini savunuyorum. Çocukken söylenen bir laf vardır; ‘çocuklar düşe kalka büyür’ derler. Çünkü düşersek kemik ve kıkırdaklarımıza mikro uyarılar gider ve geçici olarak bir enflamasyon yani yangı oluşur. Buna ikincil olarak çılgınca bir üretim başlar ve o bölge eskisinden daha da hızlı bir şekilde tamir edildiği için büyür.

Elbette bizim büyümemiz durdu. Ama yaşıyoruz değil mi? Hem de tüm hücrelerimizle. Canlıyız ve sağlıklıyız. O halde hücrelerimize destek olalım. Cildimizi kemikteki düşme etkisi gibi tetikleyelim. Peki cildimizi üretmesi için nasıl tetikleyelim? Cilt nedir? Cildimiz damar ve sinirlerden oluşan, üzerinde D vitamini gibi güçlü bir hormon-vitamin sentezi yapan, bizi dış etkenlere karşı koruyan ve vücut ısısını ayarlayarak organlar ile iletişimi olan yaklaşık 2 metrekarelik büyük bir örtüdür.

Cildimizi ihtiyaçlarını bilerek beslemeliyiz. Cildin hücrelerinin kullandığı ama yaş almakla beraber hücrelerinin üretemini azalttığı şeyleri ona vermeliyiz. Bunlar arasında en önemlisi iyi bir dolaşım için beslenme ve uykudur.

Cilt hücrelerinin ürettiği destek (bağ) dokunun ana maddesi hyaluronik asit, kollajen ve elastik liflerdir. Bu maddelerin üretimi için hücrelerin ihtiyacı olan C vitamini, D vitamini, demir dolayısıyla oksijen ve enerjidir. Enerji derken? Evet cildin enerjiye ihtiyacı vardır. Metabolizmamızın dengesi vücudumuzun dengesidir.

Cildimiz vücudumuzun aynasıdır aynı zamanda. Dengeli ve enerjisi iyi bir vücut ve iyi bir cilt için hücre içindeki mitokondrilerimize kadar hitap edebiliriz. Bu nedenle spor yapmak veya yoga gençleştiriyor deniyor ve hatta son zamanlarda bu tip egzersizlerin kansere karşı bile koruduğuna dair çalışma sonuçları bildirilmeye başlandı. Ayrıca bazı antioksidanlar sayesinde de bu enerjiyi arttırabiliriz; Neler mi? Coenzim Q10, resveratrol ve cillte glikasyonu (şekerlenmeyi) azaltan düşük doz metaformin.

Bir hekim olarak bu tip gıda takviyelerini mutlaka önce kan testi yaparak ve sonuçlarını değerlendirdikten sonra gereken doz ve sürelerde veriyorum. Bir hekim önerisi olmadan hiçbir vitamini kafamıza göre alamayız. Ama bazı okurlarımız arasında vitamin kullananlar olabilir onları da aydınlatmak ve rahatlatmak adına örnek verecek olursam; suda çözündüğü için depo edilmeyen, vücudumuzun savunması ve hücresel üretimi sırasında kullanılan temel ihtiyaçlarından C vitamini, folik asit ve B vitamini diyebilirim. Keşke ‘eski toprak’ dedikleri dönemin insanları olsaydık da sağlıklı sebze ve meyveleri yiyebilseydik o zaman tüm bu vitaminleri almamız gerekmezdi.’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir